Ana Menü
Site Ziyaretçileri
Pazartesi62
Salı58
Çarşamba68
Perşembe92
Cuma20
Cumartesi83
Pazar81
Toplam: 236.918 Tekil Ziyaretçi
En Çok:374
Çevrimiçi:1 Ziyaretçi
IP Adresiniz:35.169.107.85
İncelemeler: Komünizm Ne Zaman Çöktü!
Komünizm Ne Zaman Çöktü!

İnanılan tarih, bu olayın; 1985’den 1991’e kadar SSCB yönetiminde olan ve perestroika (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) atılımlarını tatbik eden Mihail Gorbaçov’un sayesinde olduğunu yazar. Sorulması gereken asıl soru; Mihail Gorbaçov’un yıktığı (veya yıkılmasına sebep olduğu) sistemin asıl mahiyetinin ne olduğudur.

Dünyada ilk kez, Bolşevik Devrimi (Ekim Devrimi – 25 Ekim 1917) sonucu bir millet, Karl Marx ve Friedrich Engels’in 21 Şubat 1848 tarihinde ilan ettikleri Komünist Parti Manifestosu’nu (KPM) kendilerine kutsal kitap edinip, devletleşmiştir (Buradaki kutsallığı dinî anlamda anlamamak gerek. Çünkü dünyada inançsız insan yoktur!).

Devrimden, ideologların, sosyologların ve inançlı komünistlerin beklentisi; “proletaryanın kendi hedeflerine ancak mevcut toplumsal düzeni zorla yıkarak, yerine proletarya diktatörlüğünü kurması” (KPM, Evrensel Basım Yayın, 7. Baskı, s.23)  sonucu sınıfların ortadan kalkmasıydı. Fakat uygulamada, SSCB yöneticileri, dünyanın henüz “komünler” halinde bir yaşama hazır olmadığına ve ileride kurulacak olan (!) “komünlerin” dış güçlere karşı korunması gerektiğine kanaat getirerek manifestoya ihanet ettiler. Sonuç olarak; pek çok komünist düşünürün de kabul ettiği gibi SSCB, devlet kapitalizmini benimseyen bir yapıya büründü. Tabi ki; her nevi kapitalist rejimde olduğu gibi SSCB’nin de “sınıfları” vardı (halk = proletarya ve komünist parti yönetimi).

Kapitalist sistemde, kaynak, alet, işçi ve tanımına farklı bir boyuttan bakılacak olursa, su değirmeni metaforundan yararlanılabilir. Burada, akarsu; kaynağa, değirmen çarkı; alete, çarkın paletleri (kanatları); işçiye ve toplam edinim; işe tekabül etmektedir. Kapitalist; sahip olduğu kaynakları, kurduğu düzeneklere entegre ettiği işçi (proletarya) sayesinde işe çevirir. Bu işi, yerel veya global taleplerin gereği, ihtiyaç olunan üretimde kullanır. Kullanılan, zorlanan, yıpranan ve baskıya maruz kalan her şey gibi proletarya (paletler), bu bütünlükten kopma eğilimindedir. Eğer kopuş gerçekleşirse, sistemin yok olmasına ve bizzat kapitalistin ve mensubu olduğu burjuvanın sonunun gelmesine sebep olacaktır. Çünkü kapitalist, kaynağın (akarsu) kullanılmasıyla işin gerçekleştirilmesi aşamalarında işçiye (paletlere) muhtaçtır. Buna karşın işçi (palet) daha fazla iş üretmesine rağmen ezilerek sefalete sürüklenmektedir.  

Bu durumu Marx ve Engels “Böylece apaçık ortaya çıkıyor ki, burjuvazi daha uzun süre toplumun egemen sınıfı olarak kalma ve kendi varoluş koşullarını topluma, düzenleyici yasa olarak dayatma yetisinde değil. Burjuvazi egemenliğini sürdürme yetisinde değil, çünkü kölesine, köle olarak bile var olma güvencesi veremiyor, çünkü köleyi o kendisi besleyeceğine, kendisi onu beslemek zorunda olduğu bir duruma düşürüyor elinde olmaksızın.” (KPM, Evrensel Basım Yayın, 7. Baskı, s.54-55) şeklinde açıklar.  

1800’lerin başlarında ilk olarak İngiltere’de gerçekleşen sanayi devrimi sebebiyle, işçinin emeğinin değeri azalmış, daha az ve kalifiye olmayan emekle (kadın ve çocuk işçi gibi) daha fazla üretim gerçekleştirilebilmeye başlanmıştır. Bu devirde yaşamış olan Marx ve Engels, haklı olarak, kapitalist sistemin kısa bir süre içinde kendi kendini yok edeceğini öngörmüşlerdir. Fakat hesaba katmadıkları en önemli nokta; bu gerçeğin kapitalist burjuva tarafından da biliniyor olmasıdır.

Kapitalistler, daha fazla tüketimle daha fazla üretimin gerçekleşebileceğinin ve daha kârlı üretimin; emeğin ücretinden yapılacak kesintilerle ve daha ucuz kaynakla olabileceğinin farkındaydılar. Bu sebeple hiç de yabancı olmadığımız bir enstrümanı kullanarak, kurulu sisteme reset (zoraki yeniden başlatma) attılar. Savaş!

Milli sınırlar içinde veya küresel olarak, ezilmiş proletaryanın, kendi haklarını arama mücadelesini verirken, birdenbire, ülkesinin varoluşu için üretmek mecburiyetindeki vatanperver olmayı kabul etmesi sağlanmıştır. Böylece "Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!" (KPM, Evrensel Basım Yayın, 7. Baskı, s.78) sloganı boşa çıkarılmış ve birbirini yok etmek için üreten millî veyahut ittifak proletarya oluşturulmuştur. Böl, parçala, yönet politikasıyla küçük parçalara (millî veyahut ittifak) ayrılmış olan proletarya daha kolay yönetilir hâle gelmiştir. Bu politikanın varoluş şartı; her zaman karşı tarafta düşmanın varlığının mecburiyetidir [Kapitalist Devletler – Kapitalist Devletler, Kapitalist Devletler – Kaynak Devletler, NATO – Varşova Paktı, NATO – Küresel Terörizm)].

İlk reset (zoraki yeniden başlatma) harekâtı; 1914 senesinde, yani Marx ve Engels’in ölümünden 20 – 30 sene sonra başlamıştır. Neticede, zorlanarak tekrardan oluşturulan yeni düzende, kapitalistler yani burjuva aynı statülerini korumuşlar hatta bu statülerini daha da sağlamlaştırmışlardır. 1914 – 1918 reseti esnasında ortaya çıkan SSCB’nin kendi kapitalizmini kurma ihaneti, komünist felsefenin en büyük hezeyan olmasıyla beraber, esasen onlarca yıldır proletaryaya zulmeden zâlimlerin asıl kaynağı olan Avrupa’da komünist bir devrimin gerçekleştirilememesi ayriyeten araştırılması gereken bir konudur. Bu ise; gelmesi ihtimal dâhilinde olan devrimin ötelendiği veya kontrol şartlarında gerçekleştirildiği şüphesini doğurmaktadır. Büyük komünist devrimlerin hemen hemen hepsinin Asya’da gerçekleştirilmesi bu şüpheyi doğrular niteliktedir.

Sonuç olarak;  Marx ve Engels’in kaleme alıp dünyaya ilân ettikleri komünist ideal, daha ilk resette doğmadan ölmüş, yerine başka biçimde şekillendirilmiş bir sistem doğurtulmuştur.  

Untitled Document
Tarih ve Saat
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın